Estetik Üzerine

“Estetik” öyle bir kavram ki bir yanda güzelin bilimi olarak nitelendirilebilecekken, bir yanda bir obje yada olgunun sonu gelmez deneyim ve özgünlük zenginliğini oluşturabilir. Estetiği tanımlama çabası öyle dolambaçlı bir serüvendir ki; Bazen bilinçsizce oluşan bir duygu yoğunluğunun anlatılmaz coşkunluğuna sahip bir algılama yaşatabilir; Bazen, tasarım, yaratıcılık, eleştiri, yorum gibi bir çok sanatsal süreç içindeki serüvenin göreceli ama bütünleyen parçasıdır. Kimi zaman eleştiri, estetik deneyimi engelleyici bir atalet göstermemize de neden olabilir. Bu gibi durumlar estetiği, tam olarak tanımlanmaması gereken, bir yanı ile gizemli (kendinde) kalması gereken bir kavram haline getirir. Beklenmedik bir sürprizi de içerir, çok kabul görmüş bir güzelliği de. Estetik bize fırsatlar sunabilecek bir özgünlük içermelidir belki de ve farkında olmadan çok fazla beklentilerle yaklaşırız estetik bulduğumuz sanat obje ve olgularına karşı. Bu çok beklentili ortam sanatçının yaratma sürecinde ezici bir etki de oluşturabilir ve gündelik yaşamda oluşturabileceğimiz mutluluk verici tasarımları da “estetik zenginliğe ulaşamama kaygısı ile” gerçekleştiremeden yaşarız. Özellikle günümüz, enformasyon toplumundaki imaj akışı bizlerin gündelik yaşamdan, hem düşünsel hem de eylemsel olarak uzaklaşmamıza kendinde olan şeyleri keşfedememize ve hazır sunulmuş şeyleri toplumsal grubumuzun beklentilerine göre hızla düşünmeden benimsememize neden olmaktadır.

Kendi estetik deneyimlerimi düşündüğümde iki farklı sürecin iç içe geçmiş olduğunu fark ediyorum. Birincisinde aklıma ilk gelen sahne “Bir bale sahnesi”; müzik, orkestra, dans, ritim, kostüm, bedenin müziğe ve hareketlere mükemmel uyumu, dekor, bedensel mükemmellik ve bireysel üstün performanslar, çift ve grup performanslarındaki olağanüstü uyum, yüz ifadeleri, saç biçimleri, perde, seyirciler hatta seyircilerin şık giyimleri, parfüm kokuları … Bale, benim için gerçek anlamda bilinçli ve bilinçsizce yaşadığım bir estetik deneyimdi.

Şimdi düşündüğümde, estetiği daha çok mimaride ve kentsel yapılanmada arıyorum. Örneğin, Paris, La Defense Meydanındaki The “Grande Arche” en etkileyici bulduğum ve görerek estetik deneyim yaşayabildiğim, iletişim kurabildiğim bir yapı. Bunun nedeni, belki gerçek görüntüsünü görmeden önce bir fotoğrafta gördüğüm ve tam algılayamadığım şaşırtmalı sürprizli görüntüsünden sonra gerçek yapıyı üç boyutlu ve çevresi ile birlikte görebilme fırsatını yakalamamdır. Okul zamanında farklı açılardan çekilmiş fotoğrafları ile beni çok etkilemişti ve Defence meydanında tam metro çıkışında onun ihtişamlı ve özgün yapısı ile karşılaşmak gerçekten yaşadığım ve hissettiğim en heyecan verici estetik deneyimdi.

Bu iki farklı örnek insanın kişisel açıdan ilgi alanlarının yoğunlaştığı konularda, estetik alımlamasının daha kuvvetli olduğu fikrini düşündürdü bana. Bir de genel ilgi ve şartlanmaların çok dışında estik deneyimler, belki estetik seçimler vardır. Kendimden bu tür bir örnek verecek olursam; kum saati estetik bir güce sahiptir bence. Formu, hareketi ve anlamı ile öyle özgündür ki. Kendi zamanına sahip bir nesnedir. Bu nedenle de gerçekten çok ilginç bir nesnedir. 3 dakikayı hapsetmiştir içine, diğer bütün zaman süreçlerinden bağımsız olarak, o kendi zamanını akıtır. Çocukların özellikle çok ilgisini çeken bir görüntüsü vardır. Ona baktıkça zamanı düşünürüz, ya da hiçbir şey düşünmeden akışını izleriz. Ama insanla gerçek anlamda iletişim kurabilen bir nesnedir bence.

En büyük estetiğe sahip ve en anlatılması imkansız olan estetik deneyim, klasik müzik eserleridir. Duygu dünyası ile kendini ifade gücü arasında öyle sıkı bir bağ vardır ki; anlatılması güç bir şekilde heyecanla birlikte olağan üstü bir hayranlıkta duyarız ve içtenlikle; “Muhteşem!” deyiveririz.

Bunları yazdıktan sonra estetik ile ilgili anında düşünmeden söyleyeceğim şey yaşantımızda, ruhumuzda, iç dünyamızda bilinçsizce çok şey aradığımız ve farkında olmadan çok şey beklediğimiz bir durum, obje, olgu olduğudur. Estetik bir yaklaşım, ifadenin anlamlandırılma sürecidir. Estetik algı, bilinç ve bilinçsizlikle var olmaya çalışan bir ruh halidir. Biz rasyonel aklımızla onu ne kadar tanımlamaya çalışsak ta o tanımsız (daha doğrusu tanımlanamaz; göreceli) olmayı tercih eder.

İnsanın iç dünyası bir çok belirsizlik ve çelişkilerle dolu ve estetik algılama bu çelişkili yapıya gereken desteği veriyor. Estetik rasyonel anlamda çözümlese insan belki de, kendi belirsizliğini çözümleyemediği için daha da çıkmaza düşecek. Ve onu çözümlemek, gerçekte onu çözümlemek değil bir kalıba sokup eritmeye çalışmaktır. Belki de modernizm ve sonuçları onun belli bir düzen ve gereklilik kalıbı içine sokulduğunda, yaşamdan ayrıştırıldığında, daha çok büyüyeceğini ama günümüz karmaşasını ve imaj sıkışıklığını düşününce de, bu büyümenin belki omurgasız belki kolsuz daha çelişkili bir yapıda ortaya çıkacağını düşündürmektedir.

Estetiğin insanlar için hep bir gereksinim olduğunu düşünmüşümdür. İnsanı bütünsel bir varlık haline getiren gereksinimlerden birinin olmaması nasıl bir tahribata yol açabilir? Kentsel mekanda ve mimari yapılanmada nasıl bir etki yaratılmalı ki insanlar farkında olmadan bir estetik doyum yaşasın? Örneğin estetik ihtiyacını diğer sanat dalları ile karşılayamayan insanlara, kentsel çevre nasıl bir zenginlik, estetik birikim kazandırsın? Aynı zamanda, kentsel mekanda farklılıkların ve eşitsizliklerin, azaltılmasında, en azından bu durumların ortaya konulmasında, estetik dışavurumların ne gibi bir etkinlik sağlayabileceğini de tartışmak gereklidir.

………

Kentsel çevrede insanların estetik ile ilgili beklentilerini sorduğumda, yeşil alanlar ve doğa çoğu kişinin ilk aklına gelen şeyler oldu. Sonra estetiğin kaybedilince değeri anlaşılan bir şey olduğunu düşündüm. Bunu düşünürken de aklıma mahallemizde bina yapmak için yıkılan ağaçlar geldi. İnsanlar imzalar topladı, karşı çıkmaya çalıştı. Herkes öyle üzüldü ki yıkılınca ağaçlar. Benimsediği ve kimi zaman önünden bakmadan geçtiği, ağaçların yıkılmasının insanlar üzerinde yarattığı manevi yıkımı görünce estetiğin (bir anlamda, hoş ve mutlu edici şeyin) insanlar için gerçek bir gereksinim ve kentsel yaşamda da aidiyet duygusu yaratabilecek temel gösterge olduğunu düşündüm.

Sonra aklıma kişisel bir örnek geldi; (Estetik üzerine düşünmeye başlayınca insan elinde olmadan, kendinden örnekler vermeye başlıyor. Belki de estetik düşüncesi insanın varlığını olumlaması, ya da kendini ifade ve aidiyet için sürekli aramakta olduğu bir göstergedir.) İlkokulda okulumuzun rengi sarıydı ve biz okulu o görünümü ile benimsemiştik. İlkokul 5’te okulumuzu çirkin bir koyu pembeye boyadılar. Bu bizi öyle olumsuz etkilemişti ki sanki okulumuz elimizden alındı gibi gelmişti. Bu olayı şimdi bile bu kadar net hatırlayabildiğime göre, çok etkilenmişim demek ki. Bu da “önemsiz bir renk değişikliği” diye nitelendirilecek bir durumun çocukların, aidiyet ve sahiplenme hislerine ve estetik duyarlılıklarına zedeleyici bir etki yaratabileceğini göstermekte. Bu örnekte de görüldüğü gibi yapılanmış çevrenin düzenlenmesinde, yenilenmesinde ve mimari yapıların tasarımında büyük bir hassasiyetin ortaya konması gerektiğini düşündürmektedir. İnsanlar bir parkı, kendi parkları olarak görmezlerse oraya gitmez ve park olarak tasarlanan yer tanımsız bir boş alana dönüşür. Estetikte bilinçli ve bilinçsiz kabullerin büyük önemi vardır.

Seda Bostancı

Bu yazı toplam 2247 defa görüntülendi.
Entropi Logo